104 kendini bilmez – Fıratınsesi Haber
14 Nisan 2021

104 kendini bilmez

104 emekli ’’sözde’’ amiral gece yarısı, tüm Türkiye ve Erdoğan düşmanlarının yöneltildiği tek bir merkezden aldıkları talimatla ‘’sözde ’’ülkemizi düşünerek! Bildiri adı altına muhtıra yayınlayarak hükümete gözdağı verme girişiminde bulunmuşlar.

104 kendini bilmez
Son Güncelleme :

07 Nisan 2021 - 18:54

Önce emekli büyükelçiler denedi baktılar ki tepki yok birde bu amirallere denettiler. Üstelikte 15 temmuz darbe girişiminde olduğu gibi sayın Erdoğan yine o gece marmaristeyken yayınlamışlar ama topyekün (ülkeyi bölmeye yemin etmiş bidenin dostları olan malum çevreler ittifaklar hariç)tepki gürünce denemeleri boşa gitti.

Zaten bu bir nabız ölçmeydi acaba böyle bir girişimde halkın tepkisi ne olur diye. Bir de “bunlar iktidarın ürettiği suni gündemdir” diyen kaşalotlar… (Tabii canım.., İktidar emeklileri topladı, bize muhtıra verin dedi?!..Buna da kontrollü muhtıra deyin isterseniz).Güya hiç çaktırmıyorlar. Umutla sevinçle sallanan kuyrukları görünmüyor sanıyorlar. Aklımızla dalga geçiyorlar. Salağa yatıyorlar. Milleti, kendileri gibi salak zannediyorlar…Bu ülke darbenin kanlısını da gördü, kansızını rahatsız genç subayları da gördü, rahatsız emekli generalleri de…

Yapılmış darbeyi de gördü, milletin destan yazarak durdurduğu darbe girişimini de Şimdi; 104 emekli amiral/general bir araya gelmişler. Gece yarısı bildiri yayınlamışlar. “Yüce Türk milletine” diye başlamışlar. “Aksi halde” deyip milli iradeyi tehdit ederek bitirmişler.

Milli iradeye parmak sallamışlar. Bütün bunları nasıl okuyalım şimdi? Bu düpedüz muhtıra verme teşebbüsü değildir de nedir?” Ama içinde muhtıra yazmıyor ki, nerden çıkartıyorsunuz” diyen dingiller!.. Hiçbir darbeci “darbe yapıyorum” demez. “Ülkeyi kurtarıyorum” der. Sonra kan gövdeyi götürür. Ne diyordu 15 Temmuz’da yayınladıkları o bildiride darbeci alçaklar; “Yüce Atatürk’ün önderliğinde, ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesinden hareketle.., “Ne güzel içerik, değil mi? “Üç beş emeklinin rahatsızlığı” denip geçiştirilmez. Asla hafife alınamaz. Zira bu muhtıra teşebbüsü, sönmüş ateşin küllerine üfleyip, varsa altta kalan kor parçası oradan bir kıvılcım çıkartma çabasıdır. Yani cuntacı zihniyeti canlı tutma, klikleri tetikleme teşebbüsüdür…üstelik bu işi organize eden 14 kişinin içinde mason locası üyesi koç vakfı ve dış düşünce kuruluşu bağlantılı bir çok emekli ‘’ sözde’’ amiral var. Kim ki, “Ne muhtırası, ne darbesi ya!..” diyorsa bilin ki, sönmeyen darbe ateşi onun içindedir. Elbette yargılanacaklar. Hukuk karşısında bedelini ödeyecekler. Bu millet bildiriyi aldı, kıvırdı kıvırdı muhtıracılık oynayanlara iade etti.
Siyaseti yargıyı beklemeden üstelik. Neymiş, Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasından endişe duyuyorlarmış! Çünkü Montrö, Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından biriymiş. İyi güzel de Montrö bize İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinde tam bir egemenlik hakkı tanıyor mu? Tabii ki tanımıyor! Bize sıkıntı veren ya da vermesi muhtemel ülkelere, “Geçemezsin, bu boğazlar bizim” diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz elbette!

Geçmişte sayısız örneklerini yaşadık bunun. Suriye’de karşı karşıya geldiğimiz dönemde, Rus Donanması’na ait gemiler, namlularını İstanbul halkının üzerine doğrultarak Boğaz’ı geçtiler. Durdurabildik mi? Geçmişte belki bir kazanımdı. Ama bugünün şartlarında Montrö hak ve hukukumuzu tamamen garanti altına alan ve egemenliği bize bırakan bir metin değil. Hatta, İstanbul ve Çanakkale Boğazları için belli kurallar koyan, elimizi kolumuzu bağlayan bir antlaşma. Kılıçdaroğlu ise kalkmış, “Montrö bir güvencedir” diyor. Neyin güvencesi? Boğazları kullanacak olan ABD, Rus, İngiliz, Alman savaş gemilerinin güvencesi mi? Sahi neyin güvencesi? Anlatsa da biz de öğrensek. Boğazlar için vaktiyle Montrö’de bir antlaşmanın altına imza atmışız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bununla bağlıyız. Ama Kanal İstanbul öyle değil. İnşa edilip gemi geçişine açıldığı zaman tamamen bizim egemenlik alanımızda olacak. Dilediğimiz düzenlemeyi yapacağız, istediğimiz gibi işleteceğiz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, o yüzden “Egemenliğimizi güçlendirecek” diyor! Belli çevreler ise, ilk günden itibaren çarpıtıp, karalayıp, kirletip, engellemeye çalışıyor. Bunlar, Türkiye’nin değil, adeta bu ülke üzerinde hesaplar yapan emperyalist güçlerin hak ve hukukunu savunuyorlar. Yetmiyor, bir de bunu Atatürk ve Cumhuriyet gibi soslarla süsleyip, milletin önüne koyuyorlar. Kılıçdaroğlu milletin gözüne perde indirmeye çalışıyor. İmamoğlu işi gücü bırakmış “Kanal İstanbul’ yaptırmayacağız” diye ortalıkta geziyor. Emekli amiraller, Kanal İstanbul’u kirletmek için çırpınıp duruyorlar ama oyun bitti artık eski Türkiye yok artık…