Alimlerin dilinden Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî –Fıratınsesi Haber
15 Nisan 2021

Alimlerin dilinden Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî

İslam ümmetinin güzide şahsiyetlerinden büyük dava adamı Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî, vefatının 61’inci yıl dönümünde rahmet ve minnetle yad ediliyor.

Alimlerin dilinden Üstad Bediüzzaman Said-i Nursî
Son Güncelleme :

23 Mart 2021 - 21:29

Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri, yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden ve fikir adamlarındandır. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki engin bilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, keskin zekâsı, kuvvetli hafızası ve üstün kabiliyetleri dolayısıyla “Bediüzzaman” sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.

Bediüzzaman’ın hayatı davasına delil olmuş, dindarlığı akılları hayran, kalpleri meftun etmiştir. Bir dava adamında bulunması gereken bütün faziletleri zirvelerde yaşamış, dünyaya Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e has bir talebenin nasıl olacağını göstermiştir.

Bediüzzaman Hazretlerinin onu yücelten bir hayali ve ideali vardı. Davası için, Rabbinin muradını murat edinerek yaşadı.

Üstad’ın vefat yıl dönümü münasebetiyle alimler, akademisyenler ve siyasiler İLKHA’ya önemli değerlendirmelerde bulundu.

“Said Nursi, şark medreselerinin yetiştirdiği üstün ve büyük bir alimdir”

İTTİHADUL ULEMA (Alimler ve Medreseler Birliği) Yönetim Kurulu Üyesi Molla Abdulkuddüs Yalçın, Bediüzzaman’ın gerçek manada zamana damgasını vuran büyük bir alim olduğunu belirterek,

“Üstad Bediüzzaman Said Nursî, şark medreselerinin yetiştirdiği üstün ve büyük bir alimdir. İman hakikatlerini ve Kur’an-ı Kerim’in gerçeklerini açıklaması noktasında zamanımızın müceddididir. Biz O’nu müceddid olarak görüyoruz. Zaten Risale-i Nur’da da buna benzer açıklamalar mevcuttur. Gerçek manada zamana damgasını vuran büyük bir İslam alimidir.

İTTİHADUL ULEMA Yönetim Kurulu Üyesi Molla Abdulkuddüs Yalçın

Üstad Bediüzzaman, imanın ve tevazunun zirvesinde olan bir zattır. Yani tevazuda mütevazi, iman noktasında da imanın en yüksek mertebesinde olduğuna inanıyoruz. ‘İman hem nurdur hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okur.’ diyen Üstad, tabiri caizse yürüyen bir imandı. Çünkü İslam’ı sahiplenme noktasında tüm kâinata meydan okuyacak derecede iman hakikatlerini korkusuzca anlatmış, tüm hayatı sürgün ve zindanlarda geçmesine rağmen hiçbir zaman taviz vermemiştir. Yani büyük bir İslam davetçisi, alimi ve iman timsalidir diyebiliriz.” ifadelerine yer verdi.

“Bugünkü gençlerin Risale-i Nur’a büyük bir ihtiyacı vardır”

Bediüzzaman’ın ömrünü İslam’a ve Kur’an’a feda etmiş büyük bir zat olduğunu belirten Bitlis İl Müftüsü Mehmet Feysal Geylani “Bitlis, alimlerin, ulemaların, medreselerin yoğun olduğu, büyük zatların yetiştiği bir yerdir.

Bediüzzaman Hazretlerinin hayatını incelediğimiz zaman, bütün mücadelesinin, iman-i ve Kur’an-i olduğunu, ömrünü İslam’a ve Kur’an’a feda etmiş büyük bir zat olduğunu görürüz. Bugünkü gençlerin Risale-i Nur’a büyük bir ihtiyacı vardır. Okullarımızda mutlaka Risale-i Nur’un okutulması lazım. İman-i konularda, yeni nesil çok zayıftır. İmani konularda boşluğu en güzel şekilde dolduracak Risale-i Nur’dur.

Bitlis İl Müftüsü Mehmet Feysal Geylani

Bediüzzaman, ‘İman, insanı insan eder, belki de sultan eder’ demiştir. İnsan, imanı kazandıktan sonra insanlığını anlar. Dünyaya gelişinin gayesini ve hikmetini anlar. Bu dünyanın bir misafirhane, bir bekleme salonu olduğunu o şekilde anlar, ona göre kendine çeki düzen verir. İmanı olan insan, dünyaya meydan okur. Allah’a ve ahiret gününe iman, inanan insanın dünya ve ahiretini cennete çevirir. Bundan dolayı Bediüzzaman Risale-i Nur’da, ‘İman hem nurdur hem kuvvet, hakiki imanı elde eden bütün dünyaya meydan okur’ diyiyor. İşte Bediüzzaman, hakiki imanı elde ettiği için dünyaya meydan okumuştur. Bediüzzaman Hazretlerinin o yüksek zekâsı ve ferasetine hayran kalarak ehl-i küfür bile ona teslim olmuştur. Çünkü O, imanı kalbine ve gönlüne yerleştirmiştir. Kalbine ve gönlüne yerleşen o iman ile en güzel şekilde amel edip, mücadele vermiştir.

Bediüzzaman Hazretleri, 82 yıllık ömründe bu imani meseleleri anlatmakla, İslam ve Kur’an’ın en büyük mücadelesini vermiştir. Bu mücadeleyi verirken sürgün edilmiş, ömründe rahat yüzü görmemiş ama mücadelesinden ve imani meselelerden zerre kadar taviz vermemiştir. Bu mücadeleyi vermek üzere ruhunu Rabbine teslim etmiştir.

Bugün içinde bulunduğumuz toplumda, okullara bakıyoruz, çevreye bakıyoruz, haberleri dinliyoruz, büyük problemlerin olduğunu görüyoruz. Bütün bu sıkıntıların derdi, ilacı Kur’an’dır, imandır, İslam’dır. Kur’an’a iman edip ona göre amel edersek bu problemlerin hiçbiri kalmaz. Vefatının sene-i devriyesinde kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.” ifadelerine yer verdi.

“Bediüzzaman büyük bir dava adamıdır”

Sait Nursi Hazretlerinin, bu milletin önünü aydınlatan büyük bir dava adamı olduğunu belirten Mardin İl Müftüsü Ali Hayri Çelik şunları kaydetti:

“23 Mart 1960 yılında vefat eden Bediüzzaman Said Nursi, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşamış ve bu milletin önünü aydınlatan, İslam ile bağını bağlantısını muhafaza eden, vahyin aydınlığında hakikat pınarları olan Risale-i Nurları yazmış büyük bir dava adamıdır. Van’da Horhor Medresesi’nde halka vaaz, irşat ve tebliğ işleri ile meşgul iken bir ara Van Valisi Tahir Paşa Konağında misafir iken gözüne bir gazete ilişir. Gazetede, İngiliz Sömürgeler Bakanı William E. Gladstone şöyle diyordur: ‘Müslümanların elinden Kur’an-ı Kerim’i almadan onların ülkelerini sömürmeye, ülkelerini işgal etmeye gücümüz yetmez.’ Artık Bediüzzaman Said Nursi’nin harekete geçme zamanı gelmişti ve hayatını vakfedeceği davası Kur’an davasıydı. İnsanların aklını ikna ede ede, anlata anlata ve misaller vererek ilmi ve fenni yönden Allah’ın varlığını, ahiretin lüzumunu, cennet ve cehennemin varlığını bu milletin evlatlarına anlatmıştır ve hayatını davasına vakfetmiştir. Geride de yüzbinlerce talebe bırakmış ve hala yazmış olduğu kitaplar bugünkü gençliğin önünü aydınlatmaya devam etmektedir. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Yetiştirdiği talebeler, yazdığı iman hakikatleri kendisinin amel defterine sadaka-i cariyesi olsun.”

Mardin İl Müftüsü Ali Hayri Çelik

“Üstad, İslam davası uğruna bütün hayatını feda etmiştir”

Üstad Bediüzzaman’ın ilk talebelerinden Ali Çavuş’un oğlu Fevzi Aras, babası ile Üstad Bediüzzaman arasında geçen hatırayı şöyle anlatıyor:

“Babam Ali Çavuş’un yaklaşık olarak 18 yılı Üstad Bediüzzaman ile geçti. Üstad, Rusya’dan döndükten sonra bir müddet Norşin Camiin’de kalıyor. Üstad bir süre sonra babama haber gönderiyor ve köye gitmek istediğini ve bundan sonra orada kalmak istediğini, kendisini götürmesi için bir at getirmesini istiyor. 3 aylığına köyde (Kavuncu-Çorevanıs) kalıyor. Bir Kurban Bayramı günü bayram namazını da köyde kıldıktan sonra Erek Dağı’na gideceğini söylüyor. Ve babama da kendisine yorgan, yatak getirmesini istiyor. Babam, kış mevsimi olduğu için havaların soğuk olduğunu biraz daha köyde kaldıktan sonra gitmesini istiyor ama Üstad gitmek istiyor.

Üstad Erek Dağı’na çıkıyor daha sonra. Babam da köyde kalmaya devam ediyor. O zamanın alimleri, hocaları, müftüleri Üstad’ı ziyarete geliyorlar. Gelenler Üstad’ın köyde olduğunu düşünüyorlar. Babam da köye gelen ziyaretçileri dağa gönderiyor. 3 günlük bayram sürecinde 150-200 kişiye yakın kişi Üstad’ı ziyaret ediyor.

Üstad Bediüzzaman’ın ilk talebelerinden Ali Çavuş’un oğlu Fevzi Aras

Bayram bittikten sonra babam yiyecek bir şeyler hazırlayıp Üstad’ın yanına Erek Dağı’na gidiyor. Üstad belli bir süre Erek Dağı’nda kalıyor.

Üstad’ın talebelerinden biri de çok büyük bir zat olan Şeyh Enver Efendidir. Şeyh Enver Efendi de şehirde kalıyor ama zamanının çoğunu Üstad’la dağda geçiriyor. 1924 tarihinde bir gün babam evde dinlenirken Şeyh Enver Efendi, babamın yanına geliyor ve durumun artık kötüleştiğini söylüyor. Dönemin iktidarı tarafından dindar olan herkesin öldürüldüğünü ve sürgün edildiğini söylüyor. Sıranın artık Üstad’a geldiğini söylüyor. Babama “Ne yaparsan yap Üstad’ı İran’a götür.” diyor. Babam da Üstad’ın dağda güvende olduğunu ve şehirde olduğu için Şeyh Enver Efendi’nin kendine dikkat etmesi gerektiğini söyleyince Şeyh Enver Efendi kızıyor ve babama derhal Üstad’ı İran’a götürmesi gerektiğini söylüyor.

Babam Üstad’a gidip olan bitenleri anlatınca Üstad çeşitli bahanelerle babamı köye gönderiyor ve en sonunda da babamın aşırı ısrarı karşısında sinirleniyor ve elini havaya kaldırarak, ” Padişah gitme diyor, nefer git diyor. Sen hangisinin sözünü dinlersin?” diyor. Üstadın bu sözünden sonra babam susuyor tabi. Birkaç gün sonra askerler Üstad’ı alıp götürüyorlar. Babam ile diğer talebeler askerlerin elinden Üstad’ı kurtarmaya çalışıyorlar ama Üstad durumu bildiği için onları engelliyor. Babam kendisine bir ayakkabı getiriyor, bütün ısrarına rağmen Üstad, ayakkabının parasını babama veriyor. Babam Üstad’a şimdiki İskele Caddesi’ne kadar eşlik ediyor ve orada birbirlerinden ayrılıyorlar.”

HÜDA PAR Genel Sekreteri  Demir: Üstad, İslam ümmeti açısından çok ciddi bir değer ve mirastır

HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Şehzade Demir de Said Nursî’nin bölgenin en meşhur alimlerinden biri olduğuna dikkat çekti.

Demir, “Said Nursî, zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına bakıldığı zaman, imanın çok ciddi bir tehlike altında olduğunu Batı cereyanlarının İslam’ın akidesini çok ciddi tehlike ile karşı karşıya bıraktığını gördüğünde neredeyse bütün projelerini bir kenara bırakarak iman hakikatlerini araştırmaya ve insanlığa ulaştırmaya başlamış. Medresetü’z-Zehra gibi bir projesi vardı. Projesi bugün dahi çok ciddi ihtiyaçtır. Ancak Üstad, İstanbul’a gidip döndükten sonra imanın nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu gördükten sonra zamanının nerdeyse tamamını iman hakikatlerine ayırmıştır.” dedi.

HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Parti Sözcüsü Şehzade Demir

Bediüzzaman’ı çağın alimlerinden faklı kılan bazı özelliklerinin olduğunu söyleyen Demir, “En belirgin özelliği, iman hakikatlerini işlerken ve yazarken Risaleler’i kaleme alırken sadece Kur’an’dan istifade etmiştir. Kendisi de onu sık sık ifade etmiştir. Farklı kaynaklardan farklı kaynak ve ilimlerden istifade etmek yerine sadece Kur’an üzerinde çalışmış ve sadece Kur’an üzerinden araştırmalar yaparak Risaleler’ini kaleme almıştır. Onun fikirlerinin sadece Kur’an’dan beslenerek dinimizin, akidemizin, temel kaynağı olan Kur’an’dan esinlenerek hazırlanması Risaleler’in en belirgin özelliklerinden bir tanesidir. Bu nedenle saf, temiz insanların rahat bir şekilde kabul edebileceği berrak iman hakikatlerini ön plana çıkarmıştır. Üstad, çok büyük rahatlıklar içerisinde evinde oturarak Risaleler’ini kaleme almamış. Toplumun içinde, toplum ile birlikte, toplumun sıkıntılarını yaşayarak çoğunlukla hükümet tarafından gönderildiği sürgünlerde ve cezaevlerinde Risaleler’ini kaleme almıştır. Bu da elbette ki Risaleler’e farklı bir anlam katmış.” diye konuştu.

Demir, “Üstad, Saidê Kürdî olarak da bilinir. Kürt coğrafyasında Kürt aşiretleri içerisinde yetişerek büyümüş, bölgenin medreselerinde kendini yetiştirmiş ve bölge insanını çok iyi tanıdığı için de onların ruhuna çok iyi hitap edebilmiş, sorunlarını çok iyi idrak etmiş ve insanların imanını kurtarmaya büyük oranda muvaffak olmuştur. Üstad Bediüzzaman’ın kendisine, risalelerine, fikirlerine ve yazdığı iman hakikatlerine Müslümanların sahip çıkması lazımdır. Üstad, İslam ümmeti açısından çok ciddi bir değer ve mirastır. Bugün dahi imanın çok ciddi tehditler altonda olduğu bir süreç içerisindeyiz. Üstad Bediüzzaman günümüzde dahi çok büyük bir ihtiyaçtır.” şeklinde konuştu.

“Üstad’ın en büyük özelliklerinden biri onun şefkatiydi”

“Üstad’ın en büyük özelliklerinden biri onun şefkatiydi. Müslümanlara acımış ve hayatında hiçbir zaman menfi bir harekette bulunmamıştır” diyen Haliliye İlim ve Kültür Vakfı Genel Sekreteri Emekli Din Görevlisi Bahattin Akboz, Üstad ile ilgili şunları kaydetti:

“Üstadımıza, Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, kendisine ve onunla birlikte olan dava arkadaşlarına rahmet diliyorum. Üstad Hazretleri, Bitlis’te doğmuştur. 23 Mart 1960 tarihinde Urfa’da vefat etmiştir. Üstad Hazretlerinin ömrü uzun bir ömürdür. Onun hayatını ancak ‘Tarihçe-i Hayat’ eserinden okumak gerekir. Abdulkadir Badıllı abinin, yazmış olduğu ciltlerle dolu hayatını okumak lazım. Ahmet Akgündüz Hocamızın belgelerle ispat ettiği hayatını okumak gerekir. Bediüzzaman sıradan bir insan değildir. Tarihte çok ender rastlanan bir şahsiyettir. Tarihçilere göre asrımızda yaşayan ‘Asr-ı Saadet’ Müslümanıdır.

Haliliye İlim ve Kültür Vakfı Genel Sekreteri Emekli Din Görevlisi Bahattin Akboz

Bediüzzaman ilmiyle, cesaretiyle, şefkatiyle ve hangi yönüyle ele aldığın zaman onu anlatmakla bitiremeyiz. Üstad’ın en büyük özelliklerinden biri onun şefkatiydi. Müslümanlara acımış ve hayatında hiçbir zaman menfi bir harekette bulunmamıştır. Üstad, kendi talebelerine ‘Biz asayişin muhafızlarıyız’ demiştir. Asla ve asla asayişi ihlal edecek bir şey yapmamıştır.  Bu asırda en fazla zulme uğrayan insanlardan birisidir. Tarihte onun kadar zulme uğrayan çok ender kişi vardır.  Üstad’ı 27 kez zehirlemişlerdir. Çok acılar çekmiş, hayatını hapishanelerde geçirmiştir. Buna rağmen asayişi ihlal edici bir harekette bulunmamıştır. ‘Masumların canını yakmak istemiyorum’ demiştir. Bu, O’nun şefkat cihetini göstermektedir.

Üstad Hazretleri, İstanbul’da kaldığı yerde ‘Burada her türlü soruya cevap verilir, sual sorulmaz’ demiştir. Bu kimsenin cesaret edeceği bir hadise değildir. Üstad Hazretleri, o dönemde gelen insanlara cevap vermiştir. Dolayısıyla Risale-i Nur, bütün cümleleri ve ifadeleri ya ayet ya da Kur’an’ı Kerim’in bir tefsiridir. Sünnet ve cemaat görünüşüne ters bir ifadede bulunmamıştır. Bazı insanların hayatının ilk dönemine bakıldığında; birtakım şeyler söylüyorlar. Daha sonra sözlerinden dönüyorlar. Üstad Hazretlerinin 1910’da Şam Emevi Camii’nde vermiş olduğu Hutbe-i Şamiye’de; doğudaki aşiretlere nasihat ettiği münazaratta, eski eserlerinden Divan-ı Harb-i Örfi’de, ilk hayatındaki ifadeler ve cümlelerle, hayatının sonuna kadar ifadeleri aynı olmuştur.

Birçok âlimle görüşmüş ve konuşmuştur. Fakat hiçbir âlimin tesirinde kalmamıştır. Bugün birçok şair, âlim ve ilim erbabı var. Bunlar, mutlaka bir âlimin tesirinde kalmışlardır. Bediüzzaman Hazretleri ‘Benim üstadım yalnız ve yalnız Kur’an’ı Kerim’dir’ diyor. Kur’an’ı Kerimden başka Bediüzzaman kimseyi Üstad edinmemiştir. Dolayısıyla bugünkü gençliğin Risale-i Nur’u, Gençlik Rehberi’ni, Meyve Risalesi’ni ve Tabiat Risalesi’ni okuması ve okutması gerekir. Gençlere yazık değil mi? Gençlerimiz ateist oluyorlar. Ateist olan bir insandan ne hayır gelecek? Ateist olan biri; vatanına, milletine, anasına, babasına ve kimseye faydası olmaz. Bunun için Bediüzzaman, ‘Tabiat ve Uhuvvet Risalesi’ni bu tür kesimlere yönelik olarak yazmıştır.

Bugün Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik yok. Bu en büyük meseledir. En büyük mesele; Müslümanların bir araya gelememesidir. Bediüzzaman, Uhuvvet Risalesi’ni yazmakla Müslümanların birlik ve beraberliğini, İttihadul İslam’ı sağlamak istemiştir. Şahsi meselelerden kaçınmamız gerekir. Fedakârlık gerekir. Her insan ‘benim mesleğim haktır, doğrudur’ şeklinde düşünebilir. Fakat ‘hak yalnız benimdir’ demeye hiç kimsenin hakkı yoktur. (İLKHA)